Sağlık Rehberi

Şeker Hastalığı (Diyabet) Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Şeker Hastalığı (diyabet) nedir, belirtileri nelerdir: 

Diyabet, vücudumuzda karın arka duvarında yerleşik olan, pankreas adlı organın yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi ya da ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Diyabetli kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu yeterince kullanamaz ve kan şekeri yükselerek hiperglisemi denilen durum oluşur.

Diyabet hastalığının belirtileri: Aşırı susama, sık idrara çıkma, iştah fazlalığı, yorgunluk, açıklanamayan kilo kaybı ve tekrarlayan, özellikle genioto-üriner sistem enfeksiyonları, sık görülen belirtilerdir. Tüm bu sayılan şikayetlerin bir kaçına sahipseniz doktorunuza başvurmanızda fayda var. Diyabetin vücutta kalıcı hasarlara sebep olmadan teşhis edilmesi çok önemlidir. Bu nedenle diyabet belirtileri, nedenleri ve tedavisi hakkında bilgi sahibi olunması hayati değere sahiptir.

Kan şekeri belli bir düzeyi geçince idrarla şeker atılmaya başlar. İd­rardaki şeker miktarının artması ile sık idrara çıkma, aşırı susama ve çok su içme görülür. İnsülin eksikliği veya yetersizliğine bağlı olarak hücreler glikozu kullanamaz; gerekli olan enerji yağlar ve proteinlerden sağlanır. Bunun sonucu diyabetli birey hem zayıflar, hem de idrarda keton (aseton) oluşur.

Diyabeti olmayan bir birey kan şekeri düzeyi açlık halinde 110 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl‘nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir.

Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir. OGTT’de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.

Tip 2 Diyabet nedir;

Tip 2 diyabetli kişiler insüin üretir fakat üretilen insulin hedef dokularda etkili olarak kullanamazlar. Tip 2 diyabeti, tip 1 diyabete kıyasla daha sık görülür; diyabetli kişilerin %90’ı tip 2 diyabetlidir.

Pre-diabet (Gizli Şeker) nedir;

Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.

Tip 1 Diyabet nedir? Nedenleri nelerdir;

  • Kalıtım
  • Pankreasa zarar veren virüsler

Vücudun kendi savunma sisteminde oluşan ve pankreastaki insülin yapan hücrelerin tahribi ile sonuçlanan sorunlar nedeniyle mutlak insülin yokluğu ile kendini gösteren diyabet türüdür.

Tip 1 diyabette ve özellikle çocuklarda belirtiler çok kısa süre içinde (haftalar ya da aylar) ortaya çıkabilir. Tip 1 diyabet çok hızlı ve aşırı kilo kayıplarına (normal ya da fazla yemek tüketimine rağmen) ve hiç azalmayan yorgunluk hissine neden olabilir. Kilo kaybı dışındaki tüm bu sayılan semptomlar, iyi kontrol edilmeyen tip 2 diyabet hastalarında da görünebilir.

Ağız kuruluğu ve sık idrara çıkma: Aşırı şeker idrarla atılırken vücut suyunu da çektiği için idrar miktarı fazlalaşır. Bu durumda susama hissi ve ağız kuruluğu artar. Sonuç olarak hasta normalden daha çok idrara çıkıp daha fazla su içmeye başlar.

(Kan glukoz konsantrasyonu, böbreklerde glukoz için eşik değer olan 170–180 mg/dl’nin üzerine çıkarsa, glukozun bir kısmı idrarda kalır. Bu durum idrarın ozmotik basıncının artmasına ve suyun böbrekler tarafından geri emiliminin azalmasına neden olarak idrar yapımının artmasına (poliüri) ve dolayısıyla su kaybına yol açar. Kan hacminde su kaybı yüzünden oluşan kayıp hücreler tarafından tutulmakta olan suyun kana ozmotik yolla geçmesiyle yerine konur, ancak bu durum vücudun susuz kalmasına ve susama hissinin artmasına (polidipsi) neden olur.)

Aşırı acıkma: Kandaki şekerin hücre içine girmesi için yeterli insülin bulunmadığından kaslar ve organlarda enerji açığı meydana gelir. Bu durum açlığı tetikler. Yemek yedikten hemen sonra bile açlık devam eder. İnsülin kullanılmadan, yiyeceklerin içindeki şekerler, adeta enerji fakiri olan vücut dokularını doyuramaz.

Kilo kaybı: Acıkmayı azaltmak için daha fazla yemek yenilmesine rağmen hızla kilo kaybedilir. Enerji olarak kullanılabilecek şeker bulunmadığı için kas dokuları ve yağ depoları büzüşebilir.

Yorgunluk: Hücre içinde enerji (şeker) yoksunluğu nedeniyle hasta, kendisini yorgun ve huzursuz hisseder.

Bulanık görme: Kandaki şeker seviyesi çok yüksek ise vücudun tüm dokularından, bu arada göz merceğinden de su çekilir. Bu sebeple bakılan objelere odaklanılması güçleşir ve bulanık görme ortaya çıkar. Uzun sure yüksek konsantrasyondaki glukoza maruz kalması göz merceğinin glukoz absorbe ederek şekil değiştirmesine ve görmenin bozulmasına neden olur. Kan şekerinin düzenli olarak kontrolünün yapılması ve normal sınırlara yakın tutulması genellikle merceğin şeklinin ilk haline dönmesini sağlar.

Bulanık görme diyabet teşhisine giden yolda en yaygın görünen hasta şikayetlerinden birisidir. Tip 1 diyabet hastaları hızlı değişen görme bozuklukları için hazırlıklı olmalıdırlar, Tip 2 diyabet hastalarında görme bozuklukları genellikle aşamalı olarak gerçekleşir ama yine de hastalar bu durum için hazırlıklı olmalıdırlar.

Ağızda Aseton kokusu: Hastalar (genellikle tip 1 diyabet hastaları) aşırı bir metabolik düzensizlik durumu olarak tanımlanabilecek diyabetik ketoasidoz adı verilen durumu sergileyebilirler. Diyabetik ketoasidozun belirtileri arasında hastaların nefesinde belirgin bir aseton kokusunun olması, Kussmaul solunumu adı verilen çok hızlı ve derin soluma, poliüri, mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı, çeşitli tiplerde mental (saldırganlık, mani, zihin karışıklığı, ya da halsizlik gibi) bozuklular sayılabilir. Şiddetli diyabetik ketoasidoz vakalarında tablo komaya doğru ilerleyebilir ve ölümle sonuçlanır. Diyabetik ketoasidoz tıbbi bir acil durumdur ve hastaların derhal hastaneye kaldırılmaları gerekir.

Şeker hastalığını kesin tedavisi var mı?

Şeker hastalığı için uygulanan ve araştırma aşamasında birçok tedavi şekli vardır fakat bu şuan için yaygın olarak kullanılan, şeker hastalığının kesin tedavisinden söz etmek mümkün değil.

Günümüzde şeker hastalığının tedavisinde yaygın olarak kullanılan yöntemler hastalığın tipine ve derecesine göre değişmekle birlikte; tıbbı beslenme (diyet), egsersiz, hap tedavisi (oral antidiyabetikler) ve insülin tedavileridir. Bu tedavi yöntemleriyle kan şekeri normalleşmeyen hastalara insülin pompa tedavisi de uygulana bilmektedir. Şeker hastalığının komplikasyonları ilerleyen hastalara pankreas adacık nakli ve pankreas nakli tedavileri en son seçenek olarak uygulanabilmektedir.

Bu iki tedavi şekli insülin ihtiyacını tamamen ortadan kaldırsa da vücudun organı reddetmemesi için savunma mekanizmasını baskılayıcı (immünsüpresif) güçlü etkileri olan ilaçlar verilmektedir. Ayrıca organ bağışlarındaki yetersizlikten dolayı bağış bulmakta karşılaşılan en büyük zorluktur. Bununla birlikte şeker hastalığının kesin tedavisi için gen ve kök hüce tedavileri konusunda umut vaadeden ciddi çalışmalar devam etmektedir

Tip 1 Diyabette daha sık görülen diyabetik ketoasidoz’tan daha nadir ancak en az diyabetik ketoasidoz kadar ciddi durum da tip 2 diyabet hastalarında daha sık görülen Hiperglisemik Hiperozmolar Nonketotik Sendrom (HHNS) dur. Ketoasidoz olmaksızın, aşırı hiperglisemi, plazma hiperozmolaritesi ve aşırı su kaybı (dehidratasyon) ile karakterize bir sendromdur. Genellikle tip 2 diyabet hastalarında aşırı su kaybının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Sıklıkla aşırı miktarda şekerli içecek tüketen hastalarda ve yaşlılarda görülür. Aşırı şekerli sıvı tüketmek sıvı kaybı anlamında kısır bir döngü oluşturmaktan öteye gitmez.

Şeker hastaları ne yemeli?

Şeker hastalığının yol açabileceği olası komplikasyonlar büyük oranda doğru beslenme ile kontrol edilebildiği için şeker hastaları “acaba ne yemeliyim ya da ne yememeliyim” sorusunu sık sık sorarlar. Şeker hastalığı teşhisi konulduğundan bu yana belki de sizin üzerinde en sık durduğunuz, çevrenizden kulaktan dolma bilgiler edindiğiniz konu: “şeker hastaları ne yemeli” konusudur. Şeker hastaları ne yemeli konusunda çok uzun besin listeleri hazırlamak yerine; beslenme tedavisi ilkelerini bilmek, uygulanması ve takip edilmesi en kolay yöntemdir. Bu sebeple aşağıdaki “diyabet hastalığında beslenme tedavisi” başlığını okumanızda fayda var.

Diyabet hastalığında beslenme tedavisi

Diyabetin kontrolünde temel yapı taşlarından biri beslenme tedavisidir.

Diyabette beslenme tedavisinin amacı;

Arzu edilen metabolik kontrolü sağlamak;

  • Açlık kan şekeri (AKŞ): 70-120 mg/dl
  • Tokluk kan şekeri (TKŞ): <140 mg/dl
  • HbAlc: < %6.5
  • Total kolesterol: < 200 mg/dl
  • LDL kolesterol: < 100 mg/dl
  • Trigliserit: <150 mg/dl

 

Diyabetli bireylerin beslenme tedavileri; yaşına, boyuna, vücut ağırlığına, fiziksel aktivite durumuna, sosyo­ekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre diyetisyen tarafından hazırlanır. Beslenme programı ki­şiye özeldir. Diyabetli bireyler yeterli ve dengeli beslenebilmeleri için enerji ve tüm besin ögelerinden önerilen miktarlarda almaları gerekir.

Enerji

Uygun vücut ağırlığının sağlanması ve sürdürülmesi diyabetin kontro­lünde büyük önem taşımaktadır. Enerji dengesi, vücut ağırlığının korun­masını sağlar. Tip 2 diyabetik bireylerin % 80’i obezdir. Enerji alımının azaltılması ile ağırlık kaybı metabolik kontrolü olumlu yönde etkiler. Diyabetik bireylerin enerji gereksinmeleri saptanıp, kendilerine uygun enerjiyi diyetle almaları arzu edilen vücut ağırlığının sağlanması açısından önemlidir.

Karbonhidratlar

En önemli enerji kaynağıdır. Günlük diyetle mutlaka alınmalıdır. Be­sinlerde bulunan karbonhidrat türleri şekerler, nişasta ve posa’dır. İnsülin kullanan diyabetik bireylerde, yoğun insülin tedavisi alanlarda öğün ön­cesi insülin dozunun öğünün karbonhidrat içeriğine göre ayarlandığında toplam karbonhidrat miktarı glisemik kontrolü etkilememektedir. Karışım insülin kullananlarda karbonhidrat miktarında gün gün tutarlılık olması ge­rekir. Diyabetli bireye karbonhidrat kaynağı olarak önerilen besinler; tam taneli tahıllar, ekmek, kuru baklagiller, sebzeler, meyveler, süt ve süt ürün­leridir.

Posa: yiyeceklerin sindirilemeyen kısmıdır.

Diyet posasının vücuttaki etkileri;

  • Kan şekerini yavaş yükseltir,
  • İnsülin ihtiyacını azaltır,
  • Tokluk hissinin oluşmasını sağlayarak ağırlık kontrolüne yardımcı olur.
  • Bağırsak çalışmasını düzenler, kabızlığı önler.
  • Kanda yağların yükselmesini önler. Diyetteki posa miktarını arttırmak için;
  • Beyaz ekmek yerine kepekli ekmek tercih edilmeli,
  • Pirinç yerine bulgur tercih edilmeli,
  • Meyve suyu yerine meyve yenilmeli, kabuklu yenebilen meyveler
  • iyi­ce yıkandıktan sonra kabukları soyulmadan yenmeli,
  • Günde en az 5 porsiyon sebze/meyve yenmeli,
  • Öğünlerde salata yenmeli,
  • Kuru baklagiller sıklıkla tüketilmelidir (haftada 2-3 kez).

Proteinler:

Vücudun büyümesi, gelişmesi ve yıpranan dokuların onarılmasında önemli görevleri vardır. Diyabet vücudun protein gereksinimini etkilemez. Önerilen miktarlarda alınması gerekir. Ancak diyabete bağlı böbrek prob­lemleri gelişmiş ise diyetle protein alımının sınırlandırılması gerekir.

Yağlar:

Yüksek enerji veren besin ögeleridir. Besinlerle alı­nan yağ ve kolesterol miktarının fazlalığı şişmanlığa ve kalp damar hastalıklarına yol açabilir.

Görünmez yağ (yiyeceklerin yapısında bulunan yağlardan)

Görünür yağ (yemeklere dışarıdan eklenen yağlardan) oluşmaktadır.

Yağların miktarı ve cinsi kalp-damar hastalıklarının oluşumunda büyük önem taşır. Yağlar içerdikleri yağ asit türlerine göre gruplara ayrılırlar.

Doymuş yağlar: tereyağı, içyağı, kuyruk yağı, katı yağlar, et, süt, pey­nirde bulunan yağların büyük bir kısmı.

Doymamış yağlar; tekli doymamış yağlar: zeytinyağı, fındık yağı, çoklu doymamış yağlar; n-6 serisi: ayçiçek, mısırözü, soya, pamuk yağı n-3 serisi: balık yağı

Sağlığın korunmasında diyetle alınan yağ türlerinin belirli bir dengede olması önerilmektedir.

Doymuş yağdan gelen enerjinin < %7

Tekli doymamış yağdan gelen enerjinin %15

Çoklu doymamış yağdan gelen enerjinin< % 8-9

Diyet kolesterolü <300 mg/gün

Bunun için;

  • Kırmızı et yerine, tavuk, balık, hindi eti tercih edilmeli,
  • Haftada 1-2 porsiyon balık tüketilmeli,
  • Etli yemeklere ayrıca yağ eklenmemeli,
  • Yemeklerde katı yağ yerine sıvı yağ ( zeytinyağı/fındık yağı ve ayçi-çek/ mısırözü/soya yağı) kullanılmalı ve mümkün olduğunca yağ miktarı azaltılmalı,
  • Haftada 2 kez yumurta yenilmeli,
  • Sakatatlar( karaciğer, beyin, böbrek vb.), doymuş yağ ve kolesterol içerikleri yüksek olduğu için tüketimde dikkat edilmeli,
  • Kuyruk yağı, iç yağı, tereyağ ve katı yağlar kulla­nılmamalı,Sosis, salam, pastırma, sucuk gibi et ürünleri tü­ketilmemeli,

Yemekler pişirilirken kızartma ve kavurma yerine ızgara, haşlama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.

Öğün sayısı ve zamanı

Yemeklerin miktarı ve cinsi kadar, tüketim za­manları da büyük önem taşır. Önerilen besinle­rin zamanında ve önerilen miktarlarda yenilmesi hipo ve hiperglisemiyi önler. Uzun aralıklarla dü­zensiz yemek yenmesi hipo ve hiperglisemiye yol açar. İdeal öğün aralığı ve miktarı bireysel kan glikoz takibine yardımcı olur. 3 ana, 2-3 ara öğün tüketilmesi uygundur.

Yapay tatlandırıcılar ve diyet ürünleri

Enerji içerenler: fruktoz, sorbitol, mannitol, ksilitol

Enerji içermeyenler: sakkarin, siklamat, asesülfam-K, aspartam

Enerji içeren tatlandırıcılar belirli miktarların üzerinde tüketilmesi ha­linde kan şekerini yükseltebilirler. Sorbitol fazla alındığında ishale neden olabilir. Enerji içeren tatlandırıcıların bulunduğu yiyecekler diyetisyene da­nışılmadan tüketilmemelidir. Tatlandırıcıların, cinsine göre günlük en fazla kullanılabilecek miktarlarının farklı olduğu unutulmamalıdır. Diyet ürünleri hiçbir kısıtlama olmadan yenilebilecek yiyecekler olarak düşünülmemelidir. Diyet ürünlerinin etiket bilgileri mutlaka okunmalıdır. Her diyet ürünü kullanılabilecek özelliklere sahip olmayabilir. En önemli nokta ürün içeriğinin enerjisi ve kullanılan tatlandırıcının cinsidir. Çoğu di­yet ürününün karbonhidrat içeriği düşük, yağ içeriği fazladır.

SONUÇ OLARAK DİYABETİK BİREYLER;

  • Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli,
  • Bireye uygun vücut ağırlığı sağlanmalı ve sürdürülmeli,
  • Öğün atlanılmamalı,
  • İnsülin ve/veya ilaç zamanlarına ve dozlarına dikkat edilmeli,
  • Önerilen fiziksel aktivitelere (yürüyüş gibi) özen gösterilmeli,
  • Sigaradan uzak durulmalıdır.